Bu cümleyi hep kullanırım. Ancak altında yatan temel hâle bugüne kadar hiç değinmemiştim.
Beden gücüyle çalışanların büyük bir çoğunluğunun, tanımlanmış iş süreleri sona erdiğinde işleriyle aralarına bir mesafe koyabildiklerini düşünüyorum. İş, bir sonraki çalışma döngüsü başlayana kadar askıya alınabiliyor.
Özellikle ilgilendiğim alan SATIŞ olduğu için konuyu bu başlık altında değerlendirmek istiyorum.
Satış alanında çalışanların zihinsel olarak daima işin içinde olduklarını hem yaşıyor hem de gözlemliyorum. Çünkü iş, iş yerinde bitmiyor. Görünürde mesai sona eriyor ama süreç zihinde devam ediyor.
Eve gidiyorsunuz, yemek yiyorsunuz, film seyrediyorsunuz, sohbet ediyorsunuz, belki bir yerlere gidip geziyorsunuz. Ancak iş, zihninizin arka planında sürekli açık duran bir pencere gibi varlığını sürdürüyor.
Peki, bu pencereyi kapatmak mümkün mü? Daha da önemlisi, o pencereyi kapatmadan gerçekten dinlenmek mümkün mü?
Konunun en can alıcı kısmı da bence tam olarak bu.
Satış, sürekli devam eden bir işlemler silsilesini ve sürecin kesintisiz yönetimini gerektiriyor. Bu nedenle satışın defterini, mesai bitiminde kapatıp bir kenara koyamıyoruz.
Çoğu zaman bir filmin ortasında, bir sohbet esnasında, hatta gece yatağa girdiğimizde bile zihnimizin önemli bir bölümünün işle meşgul olduğunu fark ediyorum. Beden bulunduğu yerde, zihin ise hâlâ satış sürecinin içinde…
Peki, bunu doğal kabul etmek zorunda mıyız?
Bence bu zihinsel yoğunluk, zamanla ciddi kör alanlar oluşturuyor. Yorgunluk yaratıyor, yaratıcılığı törpülüyor. Üstelik bütün bunların çoğu zaman farkında bile olmamamız, meselenin bir başka boyutu.
Bir yerde, bu tür işlerle uğraşan insanların kariyerlerinin belirli dönemlerinde, çalıştıkları konularla hiçbir ilgisi olmayan alanlarda vakit geçirmelerinin, asıl işlerine farklı bir bakış açısı kazandırdığını okumuştum. Bu düşünceye oldukça katılıyorum.
Her ne kadar dinamik bir yapıya sahip olsa da satış süreçlerinin temel başlıkları çoğunlukla aynı. Benzer konuların, benzer sorunların ve benzer süreçlerin sürekli zihinde döndüğü bir döngüden söz ediyoruz.
Bu döngünün yarattığı yorgunluk, zihnimizin sürekli aynı akışı takip etmesi gerektiğine dair geliştirdiğimiz inanç ve çağımızın popüler kavramı olan tükenmişlik… Bütün bunlar, ne yazık ki, kendilerine fazlasıyla elverişli bir zemin buluyor.
Sonuçta bu durum, yalnızca iş verimliliğini değil, hayatın keyifli anlarını yaşama kapasitemizi de doğrudan etkiliyor.
Peki, ne yapmalı?
Birine “İşi düşünme!” demekle oluyor mu? Olmuyor elbette.
Bu nedenle, okuduğum o alternatif yaklaşım bana oldukça mantıklı geliyor. Nasıl uygulanacağı, nasıl organize edileceği elbette üzerinde çalışılarak şekillendirilebilir. Ancak bence satış gibi zihinsel süreklilik gerektiren işlerde çalışan insanların, belirli periyotlarla bambaşka bir konuya yönelmeleri ve o alanda makul bir süre geçirmeleri ciddi biçimde değerlendirilmeli.
Buradaki mesele yalnızca işten uzaklaşmak değil; zihne başka bir alanda çalışma, farklı bağlantılar kurma ve alışılmış düşünce kalıplarının dışına çıkma fırsatı vermek.
Çünkü bazen bir süreci daha iyi yönetebilmek için o sürecin dışına çıkmak gerekir. Sürekli aynı pencereye bakarak yeni bir şey göremeyebiliriz.
Belki de satışta sürdürülebilir başarı, yalnızca sürecin içinde ne kadar kaldığımızla değil, gerektiğinde o sürecin dışına çıkmayı ne kadar başarabildiğimizle de ilgilidir.
Çok mu ütopik?